15 Şubat 2009 Pazar

Neden "El Emîn"?

Efendimiz, iki cihan güneşi ve Yüce Rabbimizin habibi Hazret-i Muhammed (SAV), bazı ateistlerin iddialarına göre sırf "kendisine emanet edilen malların sorumluluğundan ve Hazret-i Hatice (validemiz)in kervanına sahip çıktığı için" değil, her yönüyle örnek oluşundan, dürüstlüğünden ve doğrudan asla taviz vermeyen kişiliğinden dolayı - üstelik de o zamanın ateistleri olan putperestler tarafından - "El Emîn" sıfatını lakap olarak almıştı.
"Emîn" oluşu sadece kendisine emanet edilen mala bağlı olsaydı, o zamanlar herkes ticaretle uğraştığı için "emin" olabilirdi. Demek ki bu öyle bir lakap ki sadece O'na takılmış ve bu gerçek günümüze kadar nakledilmiştir.
Günümüzde insanlara "geveze, kör, topal, çolak v.s" lakapları takılırken, ne mutlu o'na ki zamanının insanları hem de ilk defa müşrikler (Allah'a ortak koşan, O'na inanmayan, O'nu inkar eden) tarafından kendisine "el Emîn" denilmesi ne büyük şereftir.
O, Allah(CC)'ın sevgilisidir. O'nu kimse karalayamaz. O'nu karalamaya çalışan ahmaklar Allah(CC)'ın kendilerine verilen "akıl emanetine" sahip çıkamamış "emin" olmamış ve asla olamayacak olan zamane putperestlerinden başkası değildir.

8 Şubat 2009 Pazar

Nasıl Sevmeye Başladım?

İlkokulda öğretildiği, kuran kurslarında anlatıldığı kadarıyla, son din İslam'ın peygamberiydi. Adı da Hazreti Muhammed (SAV). O kadar.
Çok uzun bir süre taa üniversite bitene dek O'nu sadece son peygamber olarak bildim. O'nun farklı olduğunun farkına varamamıştım henüz.
Keşke annem ve babam O'nu bana anlatsaydı. Adından daha fazlasını öğretseydi. Keşke okulda herhangi bir öğretmenim bana sık sık O'ndan bahsedip beni hayata ta o zamanlar bağlasaydı.
...
Ta ki bundan sadece beş yıl kadar önce bir televizyonda Kutlu Doğum programını seyredene kadar. O'nu hiç bu kadar yakın hissetmemiştim kendime ve de kendimi O'na. Adeta yanımdaydı. Kocaman bir görüntü vardı O'nun adını gösteren. "Muhammed" (SAV) yazılıydı. Hayatımda hiç bir kelimeden bu kadar çok etkilenmemiştim. Bir şair çıkmıştı: Dursun Ali Erzincanlı. O'nu anlatan şiirini (Na't) okumuştu. O adam da öyleydi. Öyle bir anlatıyordu ki O'nu; adeta yaşıyor ve O'nu görüyordu.
Hani bazen özellikle ihtiyarlar O'nun adı geçtiğinde salavat getirirken, ellerini kalplerinin üzerine bastırırlar ya! İşte o an anladım bunun asıl nedenini. Çünkü o mübarek ismi gördüğümde kalbim yerinden fırlayacak gibi olmuş, küt küt atıyordu; ben ise dışarı çıkmasına engel olmak istercesine tutuyordum kalbimi.
Hani ilk görüşte aşk derler ya! Hani ilk aşkı böyle tadarsınız ya: dizlerinizin bağı çözülür de diliniz tutulur ya! Kalbiniz yerinden fırlayacakmış gibi atar ya! Galiba ben de O'nu ilk o gün hissettim ve O'nu sevmeye başladım.
Sizi seviyorum Efendim.

7 Şubat 2009 Cumartesi

Merhaba

Yerlerin göklerin ve bu ikisi arasındakilerin halıkı ve maliki olan Allah(C.C.)'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Blog adresimden de anlaşılacağı üzere, amacım "Alemlere rahmet olarak gönderilmiş" kutlu kişiliği kendi cümlelerimle burada anmak, dinimiz İslam ile olan alakamı ve aslında bazen "ahir zaman alameti olarak görülen, inandıklarını rahatça söyleyememek ve inancının gereklerini rahatlıkla yerine getirememek" hadisesinden mütevellit duyguları bir nebze olsun yazılarla ifade edebilmek.
Yazılarımda sizlere ulaşabilmek ümidiyle...