O'nu, her doğumgününde anar, adını zikrederek Allah (CC)'tan O'nun hatırına hürmetine af dileriz. Yine bir Kutlu Doğum günü: dünyayı ve kainatı şereflendirdiği gün. O'nun doğumu bütün dünyayı şereflendirdi. Her yıl büyük bir hüzün ve aynı zamanda mutlulukla gelişini kutluyoruz. O'na her doğumgününde "Hoş geldin" diyoruz ama hiç düşündünüz mü "Hazreti Adem'in O'nun hatırına affedildiğini, Nuh tufanının O'nun hatırına son bulduğunu, ateşin Hazreti İbrahim'i O'nun hatırına yakmayıp bıçağın Hazreti İsmail'i yine O'nun hatırına kesmediğini". Bütün bunlar O'nun anlamlı varlığını müjdelerken, daha insanoğlu var olmadan O'nun varlığını Kur'an-ı Kerim bize bildirmişken nasıl olur da aslında ev sahibi durumundaki bu kutlu insana "Hoş geldin" diyebiliriz ki?
Asıl bizler, Dursun Ali Erzincanlı'nın tabiriyle "...varlık iddiasında küstah yoksullar...", O'nun bizi mübarek yüreğine davet etmesini umarak ancak O'na "Hoş bulduk ya Resulallah" diyebilmeyi dilemeliyiz.
Çağır bizi Efendim o mübarek yüreğine, çağır bizi Efendim mübarek Nur'una...
Senin doğumgünün zaten "kutlu". Feyz alabilmek ve dualarında yer bulabilmek niyazıyla Rab'den af diliyorum.
8 Mart 2009 Pazar
7 Mart 2009 Cumartesi
"O" bizimle...
Uzunca bir süre önce, bir kırtasiyeden bazı kavimlerin helaklarıyla ve onların peygamberleri ile ilgili 10-12 VCD almıştım. Her gece birini seyrettim. Hatta bazısını iki üç defa seyretmişimdir. Her VCD'de bir kavimden (milletten), hak yoldan sapmalarından ve peygamberlerinin onlara son uyarılarından sonra nasıl helak edildiklerinden bahsediliyor. Hepsi ayrı bir biçimde, ayrı bir azapla bu dünyadan kaybolup gitmişler. Ad kavmi, Semud kavmi, Medyen halkı, Lut kavmi ve daha niceleri aynen Kur'an-ı Kerim'de anlatıldığı şekliyle, çok etkileyici ve insanı derin düşünce ve hesaplara garkeden azapları ayrı ayrı tatmışlar. Kendilerini kurtarmaya peygamberlerinin bile gücü yetmemiş. Çünkü onlar ilahi emirleri tebliğ etmişler ve görevlerini layıkıyla yapmışlar.
Azgınlık ve sapıklıklarına bakıyorum da helak edilme nedenleri, şu an içinde yaşadığımız dünyanınkinin yanında solda sıfır kalıyor. Pek çok insan - ben de dahil - artık ne zaman helak olacağımızı, daha doğrusu kıyamet saati acaba yaklaştı mı korkusunu, gafil olmadığımız sakin anlarda da olsa düşünmekte. Kimileri diyor ki "altımızda yatan mübarekler olmasa...", kimisi de diyor ki "büyük alametler henüz çıkmadı, inşallah görmeyiz". Herkes bu büyük hoşgörünün sebebi olarak "evliya ve şehitleri" gösteriyor. Hem işlediklerimize hem de bu büyük lütfa ve izne bakıldığında ne evliyanın ne de şühedanın bizi kurtarabilmesi mümkün.
Hepsinin başımın üstünde ve gönlümde ayrı bir yeri ve kendilerine layık hürmeti var. Ama...
Allah (CC) "sen onların içinde oldukça onlara azab edecek değiliz" diyor ya!
İşte benim gönlüme, bu pis dünyanın içinde ferahlık veren bir duygu bu. "Efendimiz" ölmedi ve hala aramızda. Hem öyle böyle değil. Tarihe mal olmuş kişilerin arkasından konuşur da "ölmedi, içimizde yaşıyor" derler ya. Durum bundan daha farklı geliyor bana. "Efendim" hala aramızda. "Alemlere rahmet" bizim içimizde dolaşıyor ve her an bizi gözetleyip bizim için dua ediyor. Rabbim (sümme hâşâ) yalan söylüyor olmadığına göre azaptan ve yaklaşan kıyametten bizi az da olsa uzakta tutan bir "hatır" var ortada. Bizler O'nu unutsak da O bizi unutmamış demek ki. Demek ki hala, "kardeşleri"nin arasında. Bizi bu kadar yakın hissetmeyecek olsa, saadet asrında bizim için, hem de bu kadar günaha batmış gafiller için "kardeşlerim" deyip de ashabını kıskandırır mıydı?
Bırakma bizi ya resulallah! Çıkma aramızdan. Biz seni "gel, gel" diye beklerken acaba aramızda olduğunu nasıl düşünemeyiz? Biz seni unuttuk, sen bizi unutma. Duanı ve şefaatini biz zavallılardan esirgeme. Yüce Allah (CC) senin hatırın olmasa bu dünyanın altını üstüne çoktan getirirdi. Ne olur bırakma bizi! Bırakma ey Evrenin Efendisi!..
Azgınlık ve sapıklıklarına bakıyorum da helak edilme nedenleri, şu an içinde yaşadığımız dünyanınkinin yanında solda sıfır kalıyor. Pek çok insan - ben de dahil - artık ne zaman helak olacağımızı, daha doğrusu kıyamet saati acaba yaklaştı mı korkusunu, gafil olmadığımız sakin anlarda da olsa düşünmekte. Kimileri diyor ki "altımızda yatan mübarekler olmasa...", kimisi de diyor ki "büyük alametler henüz çıkmadı, inşallah görmeyiz". Herkes bu büyük hoşgörünün sebebi olarak "evliya ve şehitleri" gösteriyor. Hem işlediklerimize hem de bu büyük lütfa ve izne bakıldığında ne evliyanın ne de şühedanın bizi kurtarabilmesi mümkün.
Hepsinin başımın üstünde ve gönlümde ayrı bir yeri ve kendilerine layık hürmeti var. Ama...
Allah (CC) "sen onların içinde oldukça onlara azab edecek değiliz" diyor ya!
İşte benim gönlüme, bu pis dünyanın içinde ferahlık veren bir duygu bu. "Efendimiz" ölmedi ve hala aramızda. Hem öyle böyle değil. Tarihe mal olmuş kişilerin arkasından konuşur da "ölmedi, içimizde yaşıyor" derler ya. Durum bundan daha farklı geliyor bana. "Efendim" hala aramızda. "Alemlere rahmet" bizim içimizde dolaşıyor ve her an bizi gözetleyip bizim için dua ediyor. Rabbim (sümme hâşâ) yalan söylüyor olmadığına göre azaptan ve yaklaşan kıyametten bizi az da olsa uzakta tutan bir "hatır" var ortada. Bizler O'nu unutsak da O bizi unutmamış demek ki. Demek ki hala, "kardeşleri"nin arasında. Bizi bu kadar yakın hissetmeyecek olsa, saadet asrında bizim için, hem de bu kadar günaha batmış gafiller için "kardeşlerim" deyip de ashabını kıskandırır mıydı?
Bırakma bizi ya resulallah! Çıkma aramızdan. Biz seni "gel, gel" diye beklerken acaba aramızda olduğunu nasıl düşünemeyiz? Biz seni unuttuk, sen bizi unutma. Duanı ve şefaatini biz zavallılardan esirgeme. Yüce Allah (CC) senin hatırın olmasa bu dünyanın altını üstüne çoktan getirirdi. Ne olur bırakma bizi! Bırakma ey Evrenin Efendisi!..
4 Mart 2009 Çarşamba
"O söylediyse doğrudur"
Miracı bitip de daha yatağı soğumadan geri döndüğünde hem heyecanlıydı hem de artık morali bozuk değildi. Zira Allah-u Teala (CC) ile bizzat görüşmüş, O'ndan çeşitli ikramlar almıştı. Habibullah olmanın tadına vardı o gece. Döndüğünde bir süre de olsa hem eşi Hazreti Hatice validemizin hem de amcası Ebu Talib'in vefatlarından dolayı çektiği üzüntü, müşriklerin dayanılmaz hakaretlerinden duyduğu acı hafiflemişti.
Öyle heyecanlanmıştı ki bunu herkese anlatmalı ve sevincini herkese haykırmalıydı. Nitekim öyle de yaptı. Müşrikler yine yapacaklarını yaptı: inkar edip alay ettiler. Bu seferki alay "göğe yükseliş"i koz olarak kullanıyor, Efendimiz'in itibarının artık yerle bir edilebileceği umudunu doğuruyordu. Hiç zaman kaybetmeden durumu Efendimiz'in sırdaşı ve en yakın dostu Hazreti Ebubekir'e (RA) anlattılar. Amaçları "bu kadarı da fazla" dedirtmekti.
Bu yazdıklarım tabii ki yeni bilgiler değil. Bunların çoğunu herkes bilir. Beni asıl "etkileyen" ve bu dünyada böyle bir "dost"um olmayışına yandıran asıl şey Hazreti Ebubekir'in (RA) tepkisidir.
Hazreti Ebubekir'e (RA), müşrikleri dinler. Derler ki: "Arkadaşın artık iyice delirdi. Baksana dün gece göğe yükseldiğini hatta Mescidi Aksa'ya bile gittiğini söylüyor."
Bu cümleleriyle bile Ebubekir'i (RA) etkilemiş olacaklarını düşünürken Ebubekir (RA) "bütün bunları O mu söyledi?" diye sorar. Cevap "evet" olunca gelen anlık, o hiç düşünmeden gelen cevap beni hep duygulandırır:
"O söylediyse doğrudur."
Ya rab! Keşke benim de böyle bir dostum olsaydı...
Öyle heyecanlanmıştı ki bunu herkese anlatmalı ve sevincini herkese haykırmalıydı. Nitekim öyle de yaptı. Müşrikler yine yapacaklarını yaptı: inkar edip alay ettiler. Bu seferki alay "göğe yükseliş"i koz olarak kullanıyor, Efendimiz'in itibarının artık yerle bir edilebileceği umudunu doğuruyordu. Hiç zaman kaybetmeden durumu Efendimiz'in sırdaşı ve en yakın dostu Hazreti Ebubekir'e (RA) anlattılar. Amaçları "bu kadarı da fazla" dedirtmekti.
Bu yazdıklarım tabii ki yeni bilgiler değil. Bunların çoğunu herkes bilir. Beni asıl "etkileyen" ve bu dünyada böyle bir "dost"um olmayışına yandıran asıl şey Hazreti Ebubekir'in (RA) tepkisidir.
Hazreti Ebubekir'e (RA), müşrikleri dinler. Derler ki: "Arkadaşın artık iyice delirdi. Baksana dün gece göğe yükseldiğini hatta Mescidi Aksa'ya bile gittiğini söylüyor."
Bu cümleleriyle bile Ebubekir'i (RA) etkilemiş olacaklarını düşünürken Ebubekir (RA) "bütün bunları O mu söyledi?" diye sorar. Cevap "evet" olunca gelen anlık, o hiç düşünmeden gelen cevap beni hep duygulandırır:
"O söylediyse doğrudur."
Ya rab! Keşke benim de böyle bir dostum olsaydı...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)