Miracı bitip de daha yatağı soğumadan geri döndüğünde hem heyecanlıydı hem de artık morali bozuk değildi. Zira Allah-u Teala (CC) ile bizzat görüşmüş, O'ndan çeşitli ikramlar almıştı. Habibullah olmanın tadına vardı o gece. Döndüğünde bir süre de olsa hem eşi Hazreti Hatice validemizin hem de amcası Ebu Talib'in vefatlarından dolayı çektiği üzüntü, müşriklerin dayanılmaz hakaretlerinden duyduğu acı hafiflemişti.
Öyle heyecanlanmıştı ki bunu herkese anlatmalı ve sevincini herkese haykırmalıydı. Nitekim öyle de yaptı. Müşrikler yine yapacaklarını yaptı: inkar edip alay ettiler. Bu seferki alay "göğe yükseliş"i koz olarak kullanıyor, Efendimiz'in itibarının artık yerle bir edilebileceği umudunu doğuruyordu. Hiç zaman kaybetmeden durumu Efendimiz'in sırdaşı ve en yakın dostu Hazreti Ebubekir'e (RA) anlattılar. Amaçları "bu kadarı da fazla" dedirtmekti.
Bu yazdıklarım tabii ki yeni bilgiler değil. Bunların çoğunu herkes bilir. Beni asıl "etkileyen" ve bu dünyada böyle bir "dost"um olmayışına yandıran asıl şey Hazreti Ebubekir'in (RA) tepkisidir.
Hazreti Ebubekir'e (RA), müşrikleri dinler. Derler ki: "Arkadaşın artık iyice delirdi. Baksana dün gece göğe yükseldiğini hatta Mescidi Aksa'ya bile gittiğini söylüyor."
Bu cümleleriyle bile Ebubekir'i (RA) etkilemiş olacaklarını düşünürken Ebubekir (RA) "bütün bunları O mu söyledi?" diye sorar. Cevap "evet" olunca gelen anlık, o hiç düşünmeden gelen cevap beni hep duygulandırır:
"O söylediyse doğrudur."
Ya rab! Keşke benim de böyle bir dostum olsaydı...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder